Kullanıcı girişi

Osmanlı Tarihi

Cihana adalet ve kahramanlığıyla nam salıp, üç kıtaya yayılan ve hemen her dinden insanı asimile etmeden özgürlük içinde yaşatan Osmanlı İmparatorluğu 1299 tarihinde bugünkü Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kuruldu.

Osmanlı Beyliği'nin yükselişinin altında yatan pek çok etkenden birisi Doğu ile Batı arasında yer alan coğrafi alanda Îlâyı Kelimetullah'ı ilke edinerek hareket etmesidir. XIII. yüzyılın başlarından itibaren Türkistan ve Orta Doğu'da oluşan siyasi şartlar, geçim sıkıntısı ve yurt edinme endişesi sonucu Türk aşiret ve oymaklarının batıya göçü hızlanmıştır.

Ertuğrul Gazi'nin küçük aşireti, Oğuzları Kayı boyuna mensuptur. 1235 yılı civarında Söğüt'e geldiği zaman dörtyüz çadırlık bir aşirettir. Ertuğrul Gazi'nin vefatıyla birlikte Kayıların başın Osman Gazi geçmiştir.

Yirmiüç yaşında Kayı Aşireti başına bey olan Osman Gazi, Oğuz Han'ın 46. batından torunudur. 9 Mayıs 1258 Perşembe günü Söğüt'te dünyaya gelmiştir.

Osmanlı Kronolojisi

1299- 1300
Osmanlı tarihinin başlaması

1299
İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)

1302
Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi

1302
III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü

1312
Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü

Osmanlı Hukukunda Vatandaşların Temel Hak Ve Hürriyetleri Ve 1839 Tarihli Tanzîmât Fermanı

Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ

Önemle arz edelim ki, günümüzde bilinenin ve bize okullarda öğretilenin tersine, insana ve onun hak ve hürriyetlerine olan saygının tarihî gelişimi açısından, Batı ile Doğu ve daha doğrusu Osmanlı Devleti ile diğer çağdaşı olan devletlerin durumu, %100'e varan nisbette birbirinden farklıdır. Kamu hukuku kitaplarında anlatılan ve öğretilen, insanların hak ve hürriyetlerine ait gelişmeler ve hatta biraz sonra kısaca bahsettiğimiz 1215 tarihli İngiliz Magna Carta'sı ile Fransız 1789 tarihli inkılâbının bu açıdan arz ettiği önem, sadece Osmanlı Devleti dışındaki ve daha doğrusu İslâm ülkeleri dışındaki devletler açısından doğrudur. Bazı iddiaların tersine, 1839 tarihli Tanzîmât Fermanı, 1856 tarihli Islahat Fermanı ve 1876 tarihli Kanun-ı Esasî, insana ait hak ve hürriyetleri ilk defa kabul etmemiş, belki eskiden beri var olan bu hak ve hürriyetleri sadece yazılı hale getirmiştir. Bu husus, çok önemlidir. Özellikle yükselme devrinde, Osmanlı Padişahlarının hukuka karşı duydukları saygıları ve adaleti icradaki titizlikleri, inkâr edilemez tarihî bir hakikattır. Bir devlet, kuvvet kanunda olduğu müddetçe ayakta durur; aksi takdirde yani kanunun kuvvette olması durumunda, devlet, kudret ve kuvvetini kaybeder.

3. Murad'ın son sadrıazamlığını, 3. sadaretinde tamamlayan Koca Sinan Paşa, görevinde bir müddet ibka olunduktan sonra 16/şubat/l 595'de infisa! etdi. Yerine 43. sadrıazam Ferhad Paşa 2. sadaretine geldi. Ancak 4 ay, 19 gün süren vazife sonunda yerini tekrar, Koca Sinan Paşanın 4. sadareti­ne terk eyledi ve bu zatda selefinden, üç gün eksik olarak mührü hümayunun sahibi olabildi. Bunun infisalindede târih­ler 19/kasım/1595'in işaretini veriyordu. Araya pek kısa sa­yılan 44. sadrıazam Lala Mehmed Paşanın dokuz günlük sa­dareti girdi ve mührü hümayun bu defa da 4 ay, 5 gün kal­mak üzere 5. defa Koca Sinan Paşa ya geri döndü. Sinan Pa­şanın beş sadaretinin toplamı, 7 sene, 4 ay, 24 gün tutmak­tadır.

45. sadrıazam olarak Dâmad İbahim Paşa ayrı zamanlarda üç defa geldiği ve toplam olarak 3 sene, 11 ay; 27 günlük, bir hizmet vererek ülkenin iki numaralı adamı olmuştu. Ca-ğaloğlu Yusuf Sinan Paşa, 46. sadrıazam olarak 1 ay, 19 gün, ve 47. sadrıazam Hadim Hasan Paşa 5 ay, 6 gün, 48. sadrıazam Cerrah Mehmed Paşa 8 ay, 27 gün, 49. olan Yeişçi Hasan Paşaysa; 2 sene, 3 ay, 7 gün makamda kalabildi 50. sadrıazam Malkoçoğlu Yavuz Ali Paşa, 3. Mehmed'in son sadnazami olmuştur.

Türk tarih kurumu yayınlarından neşredilmiş bulunan Çağatay üluçay'a aid "Padişah Kadınları ve Kızları" adlı çalış­mada bu padişahın mezkûr mevzu üzerindeki yedi satırdan ibarettir. Biz bunu sahifemize aynen dercettikten sonra başka kaynaklara başvurmak suretiyle daha bir geniş malumat arzetmeye çalışacağız Handan Sultan: 3. Mehmed'in başhase kişidir. 1590'da şehzade Ahmed'i doğurduğuna göre ilk eşi olmalıdır. 1603'de eşinin ölmesi üzerine oğlu 3. Ahmed (1. Ahmed olması lâzım. m. h)'in validesultanı oldu. 3. Meh­med'in ölümünden iki sene sonra Handan Sultanda öldü (1605), Ayasofyada ki eşinin türbesine gömüldü. Handan Sultan Menemen ve Kilizman haslarını, bazı yerlere vakfetti­ği biliniyorsa da, bunların nereleri olduğu tesbit edilemiyor" Demekte.

Yorgun ve düşünceli bir halde yaptığı gezintiden dönerken, karşısına çıkan bir derviş tıpkı ceddi 2. Murad Hazretlerine olduğu gibi seslendi: "Hazır olmalısın, büyük gün geliyor." padişah bu ikazı dinledi, gülümseyip hayrı istedi, Rabbine şükretti ve ellibeş gün sonra sekiz yıl kaldığı Osmanlı tahtın­da Hicri 1012, Milâdi 1603 tarihinde vefat ettiğinde 38 yaşın­da idi, Hazreti padişah gayet iyi şiirler kaleme almıştı. Sinle­rinde "Adni" mahlasını kullanırdı. Ayasofya Camii civarında babası Cennetmekân 3. Murad Hân'ın yanında ebedi uykusunu uyumaktadır. Abid ve Zahid bir kul olan hazreti padişah devrinde idarecilerin zayıf olması arada bir kıymetli devlet adamlarının çıktığında derhal muvaffakiyyet ibresinin yük­seldiği görülür. Üç şehzadesi dünyaya gelen padişahın, Şeh­zade Selim sultan ve Şehzade Mahmud sultan biri hastalık­tan diğeri siyaset hatasından vefat etmişler, Osmanlı tahtı onbeş yaşındaki Şehzade Ahmed Sultana kalmıştı.

Cennetmekân padişah, Eğri Fatihi ve Haçova galibi olarak daima Hoca Saddeddin Efendi Hazretleriyle beraber anılagelmistir. Nasıl ki; Fatih Sultan Mehmed denince Akşemseddin akla gelirse...

İçerik yayınları

Anket

Tarih Sayfası'nı hangi amaç için ziyaret ediyorsunuz?:

Son yorumlar