Kullanıcı girişi

Yûnus Aleyhisselâm


Yûnus Aleyhisselâmın Soyu, Adı Ve Yurdu:

Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk, b. İbrahim Aleyhisselâm oğulla­rı soyundandı.[1]

Matta, Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi.

Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan baş­ka hiç biri, annesine nisbetle anılmamıştır. [2]

Yüce Allah, Kur´an-ı keriminde, onu (Zünûn = Balık sahibi) diyerek anar. [3] Yûnus Aleyhisselâm; Musul´un[4] Ninevâ şehri halkındandı. [5]

Yûnus Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:

Yûnus Aleyhisselâm; İlâhî Vahy´e mazhar olan[6], âlemlerin üstünde, yüksek me­ziyetler verilen[7] Peygamberlerdendi. [8]

Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâmı, İlyas Aleyhisselâmdan sonra, Peygamber olarak göndermişti. [9]

O zaman, kendisi, otuz yaşlarında idi. [10]

Yûnus Aleyhisselâm in kavmi, putlara taparlardı.

Yüce Allah; onları, putlara tapmaktan[11], küfürden[12]´ nehy[13] ve bu husustaki küfürlerinden dolayı Allah´a tevbe etmelerini[14] ve Allah´ın Birliğine inanmala­rını, emretmek üzere, göndermişti. [15]

Yûnus Aleyhisselâm; otuz üç yıl, kavmini, Allah´a iman ve ibadete davet ettiği halde, kendisine, iki kişiden başka iman eden olmadı. [16]

İman edenlerden birisi İlim ve hikmet sahibi Rubil, diğeri de, âbid ve zâhid Tenuh idi. [17]

Ninevâ halkı, Yûnus Aleyhisselâmı, yalanladılar, küfürlerinde direndiler. [18] Yûnus Aleyhisselâm:

"Ey Rabb´im! Sen, beni, Kitabını inkâr ve Peygamberlerini tekzib eden bir kav­me ne diye gönderdin?" dedi.

Yüce Allah:

"Ey Yûnus! Sen, benim, tevbe edeceklerin tevbelerini kabul edeceğimi, kıs­kanır gibisin!

Yoksa, sen, benim kalbleri doğrultup tevbeleri kabul edeceğimi ve kalbleri sap­tırıp mühürleyeceğimi bilmiyormusun?!" buyurdu. [19]

Yûnus Aleyhisselâm; halkın, kâfirce tutum ve davranışlarına daha fazla daya­namayarak, dağa çıkar, gider, orada, kendisini, ibâdete verirdi. [20]

Yûnus Aleyhisselâm, kavminin imana gelmesinden ümidini kesince, onlar aley­hinde dua etti. [21]

Kendisine:

"Kavmin[22], kullarım[23] aleyhinde dua etmekte evme!

Onların yanına dön de, kendilerini, kırk[24] gece[25], kırk gün[26], imâna davet

et|[27]

Eğer, davetini, kabul ederlerse, ne âlâ! Aksi takdirde, üzerlerine azab gönde­receğim!" buyuruldu.

Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm, geri dönüp[28] onları, otuz yedi[29] gece[30], otuz yedi gün daha[31], Allah´a iman ve ibadete davet etti ise de, kabul et-mediler. [32]

Yûnus Aleyhisselâm, ayağa kalkıp onlara[33]:

"Eğer, iman etmezseniz[34], üç güne kadar, muhakkak, size, azab[35] gelecek-tir. [36]" diyerek ihtar ve inzarda bulundu. [37]

"Bunun alâmeti de, renklerinizin değişmesidir!" dedi.

Sabaha çıktıkları zaman, benizlerinin rengi değişmişti. [38]

Birbirlerine[39]:

"Yûnüs´ün haber verdiği şey, başınıza gelip çattı. [40]

Zâten, biz, onda, hiç bir yalana rastlamadık ki!

Bakınız: eğer, o, geceyi, aranızda geçirirse, azabdan, selâmet ve emniyettesi­niz demektir.

(Eğer, içinizden çıkar, gider de) aranızda gecelemezse, iyi biliniz ki: azab, sizi, erkenden yakalayacaktır!" dediler. [41]

Kırkıncı gece gelip te[42], halkın, benizlerinin değişmiş olduğunu görünce[43], Yûnus Aleyhisselâm, onlara, azabın gelip çattığına kanâat getirerek içlerinden çıkıp gitti.

Ninevâ halkı, sabaha çıktıkları zaman, başlarının üzerinde simsiyah dumanlar çıkaran azab bulutunun kendilerini bürüdüğünü ve bütün şehri kaplayıp evlerin üzerlerini kararttığını gördüler.

Helak ve azabla karşılaştıklarını anladılar. [44]

Peygamberleri Yûnus Aleyhisselâmı, aradılarsa da, bulamadılar. [45]

Yüce Allah, onların kalblerinde, tevbe etme ve Allah´a yönelme arzusu uyandırdı. [46]

Cebrail Aleyhisselâm, Yûnus Aleyhisselamın yanına varıp:

"Ninevâ halkına, git! [47]

Tevbe etmezlerse, [48] kendilerine, azabın hazırlanmış olduğunu ihtar et!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Binecek bir hayvan bulayım da, gideyim!" dedi.

Cebrail Aleyhisselâm:

"Senin gitme işin, o hayvan bulma işinden daha aceledir!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Bari, ayağıma giyecek bir ayakkabı bulayım da, gideyim!" dedi.

Cebrail Aleyhisseiâm:

"Senin gitme işin, ayağına ayakkabı bulma işinden daha aceledir!" dedi.

Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm, kızdı, başka tarafa çekip gitti. [49]

Helak olacaklarını anlayan Ninevâ halkı[50], ilim adamlarının yaşlılarından sağ kalan[51] bir zat´ın yanına vardılar. Ona:

"Biz, şu gördüğün azaba uğramış bulunuyoruz. [52]

Bundan, kurtulmak için, ne yapalım?" diye sordtular.

O zat:

"Allah´a iman ve günahlarınızdan dolayı da, tevbe ediniz! [53] ve:

"Ey dâima Diri olan!

Ey kendi Zâtı ile kaim olan! ve bütün varlıkları, ayakta tutan! [54]

Ey hiç bir canlı bulunmadığı zaman, Diri olan!

Ey ölüleri dirilten Diri!

Ey Senden başka İlâh bulunmayan Diri!" diyerek münâcatta bulununuz!" dedi. [55]

Bunun üzerine, kaba elbiseler, giydiler, [56] kadın erkek, çoluk çocuk, bütün şe­hir halkı, hayvanları ile birlikte[57], geniş ve yüksekçe bir yere çıktılar. [58]

İnsanlardan, hayvanlardan, her ana ile yavrusunun arasını ayırdılar. [59]

Başlarına, toz toprak saçtılar. [60]

Niyetlerini, hâlis kıldılar.

İmanlarını, açıkladılar.

Günahlarından dolayı Allah´a tevbe ettiler.

Seslerini, yükselterek Allah´a yalvarmağa başladılar:

"Yûnüs´ün getirdiklerine, iman ettik!" dediler. [61]

İnsanların ve hayvanların sesleri, iniltileri, birbirine karıştı. [62]

Erkek, kadın, oğlan, kız, hepsi ağlaştılar. [63]

Kırk gece Allah´a yalvardılar. [64]

Aralarındaki her türlü haksızlıklara son verdiler.

O derecede ki, onlardan, her hangi biri, başkasına âid bir tası, binasının teme­line koymuşsa, onu, bile, yerinden söküp sahibine iade etti. [65]

Nihayet, Yüce Allah, onlara acıyıp dualarını ve tevbelerini kabul etti. [66] Üzer­lerine çöken azabı kaldırdı. [67]

Yûnus Aleyhisselâm, kavminin içinden çıkıp gittikten sonra, onların azaba uğ­ramaları, helak olmaları haberini bekleyordu. [68]

Karşılaştığı bir adama:

"Kariyeliler, ne yapıyor?" diye sordu. [69]

Adam:

"Peygamberleri, içlerinden çıkıp gittikten sonra, onun, başlarına gelecek azab hakkındaki sözünün doğruluğuna kanâat getirerek kariyelerinden yüksek bir ye­re çıktılar.

Her anayı, çocuğundan, ayırdılar. Yüksek sesle Allah´a yalvarıp yakardılar, gü­nahlarından tevbe ettiler. [70]

Tevbeleri kabul olunup azabları geri bırakıldı." dedi. [71]

Yûnus Aleyhisselâm:

"Vallahi, ben, hiç bir zaman, onların yanına, bir yalancı[72]

durumuna düşmüş olarak dönmem! [73]

"Ben, kavmime va´d ettiğim şeye muhalefet etmiş bir durumda iken[74], on­lar, beni, bir yalancı olarak bulmuşlarken[75], onların yanına nasıl dönerim? [76]

Ben, onlara filan gün, azaba uğrayacaklarını haber vermiştim!?" diyerek kız­gın bir halde yüzünün doğrusuna çekip gitti. [77]

Bir gemiye bindi. [78]

Kendisinden, ücret almadılar.

Yûnus Aleyhisselâm, gemiye binince, gemi, sağa sola yalpa yapıyor[79]

Fakat, ne ileriye, ne de geriye gidebiliyordu. [80]

Gemi halkı, şiddetli bir fırtınaya tutulmuşlardı.

"Bu, sizden birinizin günahı yüzündendir! [81]

Her halde, gemide, Efendisinden kaçmış bir köle var!

Gemide, kaçak köle olunca, gemi, yürümez!" dediler. [82]

Yûnus Aleyhisselâm, anlamıştı ki, günah sahibi, kendisidir! [83]

"Geminize, ne oluyor da, yürümüyor?" diye sordu.

"Bilmiyoruz!" dediler.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Fakat, ben, biliyorum ki: onun içinde, Rabb´inden kaçan bir kul vardır!

Vallahi, siz, onu, denize atmadıkça, gemi, hareket edemez! [84]

Bu, benim kusurum yüzündendir.

Siz, beni, denize atınız!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâmı, denize atmaktan kaçındılar, [85] ve:

"Vallahi, ey Allah´ın Peygamberi! Biz, Seni, denize atmayız!" dediler.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Öyle ise, kur´a, çekiniz! Kur´ada ismi çıkanı, denize atınız!" dedi. [86]

Bunun üzerine, aralarında kur´a çektiler.

Kur´a, Yûnus Aleyhiselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm:

"Ben, size, bu işin, muhakkak, benim kusurumdan ileri geldiğini, haber ver­miştim!" dedi.

Fakat, onu, yine, denize atmaktan kaçındılar. İkinci kez kur´a çektiler. Kur´a, yine, Yûnus Aleyhisselâma çıktı. Yûnus Aleyhisselâm:

"Ben, size, bu işin, muhakkak, benim günahımdan ileri geldiğini, haber ver­miştim!" dedi.

Fakat, yine, onu, denize atmaktan kaçınarak üçüncü kez kur´aya başvurdular. Kur´a, yine, Yûnus Aleyhisselâma çıktı.

Yûnus Aleyhisselâm, bunu, görünce, geceleyin, hemen kendisini, denize attı. [87]

Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâmı, balığın karnında hapsetmek istediği za-man[88], balığa:

Onu, tutup yutmasını,

Fakat, onun etini, yaralamamasını,

Kemiklerini, kırmamasını, ilham etmişti. [89]

Balık, geminin yanına gelip kuyruğunu, sallamaya başladı. [90]

Ona:

"Ey balık! Biz, sana, Yûnüsü, bir rızık yapmadık!

Seni, (senin karnını) ancak, ona, bir koruma ve secde yeri, kıldık!" diye ses­lenildi. [91]

Balık; Yûnus Aleyhisselâmı, yutup denizin dibindeki meskenine kadar indirdi.

Denizin dibine ulaştığı zaman, Yûnus Aleyhisselâm, bir ses duydu.

Kendi kendine:

"Nedir bu ses acaba?!" dedi.

Yüce Allah, ona:

"Bu, deniz hayvanlarının teşbihlerinin sesidir!" diye vahyetti[92]

Bunun üzerine, Yûnus Aleyhisselâm da, balığın karnında; karanlıklar içinde:

".....Senden başka hiç bir İlâh yoktur!

Seni, tenzih ederim.

Gerçekten, ben, haksızlık edenlerden oldum!" diyerek teşbih ve niyaza koyul­du.[93]

Melekler; Yûnus Aleyhisselâmın teşbihini işittikleri zaman:

"Ey Rabbimiz! Biz, uzak bir yerden, zayıf bir ses işitiyoruz!?" dediler.

Yüce Allah:

"Siz, bu sesin sahibini tanımadınız mı?" diye sordu.

Melekler:

"Yâ Rab! Kim o?" dediler.

Yüce Allah:

"Bu, kabul olunan amel ve duaları yükseltilegelen[94] kulum Yûnüs´ün sesidir.

Bana, âsi oldu da, kendisini, denizin içinde, balığın karnında hapsettim!" buyurdu.

Melekler:

"Her gün, her gece, kendisinin, sâlih amelleri sana yükseltilmekte olan sâlih kul ha!?" dediler. [95]

Yüce Allah:

"Evet!" buyurdu.

Bunun üzerine, Melekler, onun için, şefâatta bulundular. [96]

Yûnus Aleyhisselâm, balığın karnında kendisinin öldüğünü zannetmişti.

Ayaklarını, kımıldattı.

Ayakları, kımıldayınca, ölmediğini, anladı ve hemen (imâ ile) secde etti ve:

"Yâ Rab! Hic kimsenin secde etmediği yeri, ben, Senin için, Mescid edindim!" dedi. [97]

Rivayetlere göre: Yûnus Aleyhisselâm, balığın karnında üç gün veya yedi gün[98], ya da, kırk gün kalmıştır. [99]

Balık; Yûnus Aleyhisselâmı,

Übülle´ye,

Übülle´den sonra, Dicle´ye,

Dicleden sonra da, Ninevâ´ya kadar karnında götürüp[100] kendisini, hasta bir halde, deniz sahiline bıraktı.

Yûnus Aleyhisselâmın vücudunun etleri ve kemikleri gevşemişti.

Kendisi, yeni doğmuş bir çocuk gibi hareketsizdi.

Bununla beraber, vücûdunda hiç bir eksiklik yoktu.[101]

Yüce Allah; açık bir yerde yatan Yûnus Aleyhisselâmın üzerini, bacağı olma­yan cinsden bir nebat, kabak bitirip onun geniş yaprakları ile gölgeledi ve kendi­sine güç kuvvet gelinceye kadar da, ondan süt damlattı.

Yûnus Aleyhisselâm, bir gün, kabak bitkisinin yanına döndüğü zaman, onu, kurumuş bulunca, üzülmüş ve ağlamıştı:

"Sen, bir bitki hakkında üzüldün ve ağladın da. Yüz bin ve daha ziyâde olan Ninevâ halkının toptan helaklerini istemiştin ve hiç üzülmemiştin!" denilerek kınandı[102]

Yüce Allah; Yûnus Aleyhisselâm için, Yabanî bir dağ keçisi de, hazırlamıştı.

Keçi, ot ve yaprak yeyip sabah akşam gelir, bacaklarını, Yûnus Aleyhisselâ­mın üzerine ayırarak memesinden ona, süt içirirdi.

Yûnus Aleyhisselâm, iyileşinceye kadar keçi, böyle yapmağa devam etti. [103] Yûnus Aleyhisselâm, gâh kabaktan damlayan sütle, gâh yaban keçisinin sütü ile beslendi. [104] Yüce Allah; bundan sonra, Yûnus Aleyhisselâma,

Kavminin yanına gidip tevbelerini, Allah´ın kabul ettiğini, kendilerine haber ver­mesini emretti. [105]

Yûnus Aleyhisselâm, oradan ayrılıp kavmiyle buluşmağa gitti. [106]

Davar güden bir çobana rastladı. Ona:

"Ey delikanlı! Sen, neredensin?" diye sordu.

Çoban:

"Ben, Yûnus kavminden´im!" dedi.´[107]

Yûnus Aleyhisselâm, ondan, Yûnus kavmini ve onların halleri nasıl olduğunu sordu.

Çoban, onların, iyi bir halde olduklarını ve Peygamberlerinin, kendilerinin ya­nına dönmesini umduklarını, haber verdi. [108]

Yûnus Aleyhisselâm, çobana[109]:

"Onların yanına döndüğün zaman[110]:

"Ben, Yûnüs´la buluştum! diye haber ver!" dedi. [111]

Çoban:

"Sen, Yûnus isen, Sen de, bilirsin ki, benim için, delil ve şâhid olmadıkça, ben, öldürülürüm!

Bana, kim şâhidlik edecek?! [112]

Şâhid olmadıkça, ben, bunu, yapamam!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm, çobana, davarları içinden, dişi bir keçinin ismini anarak:

"İşte, bu, senin, Yûnüs´la buluşmuş olduğuna şâhidlik eder!" dedi.

Çoban:

"Ne dedin?" dedi.

Yûnus Aleyhiselâm:

"Şu içinde bulunduğun yer, sen, Yûnüs´la buluştun diye, sana, şâhidlik eder!´ ´dedi.

Çoban:

"Ne dedin?" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Şu ağaç ta, sen, Yûnüs´la buluştun! diye, sana şâhidlik eder!" dedi. [113]

Çoban:

"Öyle ise, bana, şâhidlik yapmaları için, onlara, emir ver!" dedi.

Yûnus Aleyhisselâm:

"Şu delikanlı, size geldiği zaman, ona, şâhidlik yapınız!" dedi.

Hepsi birden:

"Olur!" dediler. [114]

Bunun üzerine, çoban, kavminin yanına dönüp Yûnus Aleyhisselâmla buluş­tuğunu, haber verince, onlar, çobanı, yalanladılar ve kendisine, kötülük yapma­ğa kalkıştılar[115]

Çoban:

"Ben, sabaha çıkıncaya kadar, bana, bir şey yapmakta acele etmeyiniz!" dedi. [116]

Sonra, kralın yanına vardı:

"Ben, Yûnüs´la buluştum.

Kendisi, size selam söylüyor!" dedi.

Kral, çobana:

"Sen, yalan söylüyorsun!" dedi ve onun, öldürülmesini, emretti.

Çoban:

"Benim için, beyyine, şâhid var!

Benimle birisini, gönder de, şahidim, bana, şehâdet etsin!" dedi. [117]

Çoban, ertesi günü, sabahleyin, onları, Yûnus Aleyhisselâmla buluşmuş oldu­ğu yere kadar götürüp yer´i, söyletti.

Yer, onlara, çobanın, Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, haber verdi.

Çoban, keçiye sordu.

O da, Çoban´ın, Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, onlara haber verdi.

Ağacı da söylettiler.

O da, çobanın Yûnus Aleyhisselâmla buluştuğunu, onlara haber verdi. [118]

Gidenler, korkmuş bir halde, geri döndüler ve kral´a:

"Bunun, Yûnüs´la buluştuğuna, yer de, keçi de, ağaç ta, şâhidlik etti!" dediler.

Bunun üzerine, kral;

"Sen, bu makama, benden, daha lâyıksın!" diyerek elinden tutup çobanı, ya­nına oturttu.

Yûnus Aleyhisselâmın kavmi de, Yûnus Aleyhisselâmı, aramağa gittiler. [119] Yûnus Aleyhisselâm, buluşma yerinde gizlenmişti. Onu, orada[120], buldular ve çok sevindiler[121] Ellerini, ayaklarını, öptüler, alıp şehire götürdüler. [122]´ Ona, iman ettiler. [123]

Kurân-I Kerimin Yûnus Aleyhisselâm Hakkındaki Açıklaması:

"(Ey Resulüm!) O Balık sahibini de, (hatırla!)

Hani, o öfkelenmiş olarak gitmişti de, bizim, kendisini, hiç bir zaman sıkıştır­mayacağımızı, sanmıştı.

Derken, o, karanlıklar içinde (kalıp):

"Senden başka hiç bir İlâh yoktur!

Seni, tenzih ederim.

Gerçekten, ben, haksızlık edenlerden oldum!" diyerek (Allah´a) niyaz etmişti.

Bunun üzerine, biz de, onu(n duasını) kabul ettik.

Kendisini, gamdan, selâmete erdirdik.

İşte, biz, iman edenleri, böyle kurtarırız.* [124]

Hani, o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

Derken, kur´a çekmiş(ler)di de, mağlublardan olmuştu.

Kınanmış bir halde iken, kendisini, hemen, Balık, yutmuştu.

Eğer, çok teşbih edenlerden olmasaydı, her halde, (insanların) tekrar dirilecek­leri güne kadar, onun karnında kalıp gitmişti!

İşte, biz, onu, hasta olarak, açık bir yere (çıkarıp) bıraktık.

Üzerine, bacağı olmayan cinsten (gölgelik) bir nebat bitirdik.

Onu, yüz bine, Peygamber gönderdik. Hattâ, daha anıyorlardı da.

Nihayet, ona, iman ettiler de, kendilerini, bir zamana kadar geçindirdik. [125]

(Ey Resulüm!) Sen, (şimdilik) Rabbinin hükmünü (bekleyerek) sabret!

O Balık sahibi gibi olma!

Hatırla ki: o, gamla dolu olarak (Rabbine) dua etmişti.

Eğer, Rabb´inden, ona, bir nimet erişmiş olmasaydı, mutlaka, (çıkarıldığı) o çırıl­çıplak yere kınanmış bir halde, atılacaktı!

(Bunun ardından) Rabb´i, onu, seçti de, kendisini, Sâlihlerden yaptı. [126]

Yûnus Aleyhisselamın Kralla Birlikte Ömürlerini Yurt Dışında İbadetle Geçirmeleri:

Yûnus Aleyhisselâm; ailesi ve çocuklarının yanında kırk gece kaldıktan sonra, kralla birlikte, seyahate çıktı. [127]

Yurd dışında, ömürlerinin sonuna kadar, Yüce Allah´a ibâdetle meşgul oldular. [128]

Yûnus Aleyhisselâmın Hacca Gidiş Görüntüsü:

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Mekke ile Medine arasında giderken, bir tepeye gelip kavuştukları zaman;

"Bu, hangi tepedir?" diye sormuştu. "Herşa veya Left tepesidir!" dediler.

"Yuları, hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir Aba bu­lunduğu halde, Yûnüs´ün, buradan:

Lebbeyk! Allâhümme lebbeyk! diye Telbiye ederek geçtiğini, görür gibiyim!" buyurdu. [129]

Herşa: Mekke´ye giderken, Şam yolu ile Medine yolunun kavşağında bir tepedir. [130]

Yûnus Aleyhisselâmın Telbiyesi:

Lebbeyk = Buyur emrine amadeyim! Sıkıntıları açan, gideren Lebbeyk = Buyur emrine amadeyim!" tarzında idi.[131]

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm olsun![132]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] ibn.Sa´d-Tabakat c.1,s.55, İbn.Habib-Kitabulmuhabber s.388, Ebülferec ibn.Cevzi-Tabsıra c.1,s.327.

[2] Sâlebî-Arais s.406, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[3] Enbiyâ: 87.

[4] Taberî-Tarih c.2,s.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[5] ibn.Kuteybe-Maarif s.24, Taberî-Tarih c.2,s.4Z, Salebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/147.

[6] Nisa: 163.

[7] En´am: 86.

[8] Sâffât: 139.

[9] İbn.Kuteybe-Maarif s.24 .

[10] Sâlebî-Arais s.408.

[11] Taberi-Tarih c.2,s.42, Esîr-Kâmil c.1,s.360.

[12] Sâlebî-Arais s.407.

[13] Taberî-Tarih C.2.S.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[14] Taberî-Tarih c.2,s.42.

[15] Taberî-Tarih c.2,s.42, Sâlebî-Arais s.407, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[16] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[17] Sâlebî-Arais s.408.

[18] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[19] Deylemî-Firdevs c.1,s.224.

[20] Sâlebî-Arais s.407.

[21] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[22] Şâlebî-Arais s.408.

[23] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[24] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[25] Sâlebî-Arais s.408.

[26] İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[27] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[28] Sâlebî-Arais s.408.

[29] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[30] Sâlebî-Arais s.408.

[31] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[32] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[33] Sâlebî-Arais s.408.

[34] Sâlebî-Arais s.408.

[35] Şâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[36] ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.360.

[37] Sâlebî-Arais s.408.

[38] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[39] Sâlebî-Arais s.408.

[40] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.360.

[41] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[42] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[43] Sâlebî-Arais s.408.

[44] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c. 1,8.327, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[45] Sâlebî s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O.

[46] Taberî-Tefsir c.11,s.171, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[47] Taberî-tarih c.2,.43, Sâlebî-Arais s.407.

[48] Sâlebî-Arais s.407.

[49] Taberî-Tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.407, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[50] Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.527.

[51] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408.

[52] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.36l.

[53] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[54] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[55] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[56] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[57] Sâlebî-Arais s.408.

[58] Sâlebî-Arais s.408, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[59] Taberî-Tarih c.2,s.43-44, Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[60] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327.

[61] Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra C.1.S.327.

[62] Sâlebi-Arais s.408.

[63] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[64] Taberî-Tefsir c.11,s.171.

[65] Sâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[66] Sâlebî-Arais s.408, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.232.

[67] Taberî-Tefsir c. 11,s. 171, Sâlebî-Arais s.408, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.232.

[68] Sâlebî-Arais s.408-409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[69] Taberî-Tarih C.2.S.44, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[70] Taberî-Tarih c.2,s.44.

[71] Taberî-tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[72] Ninevâ halkı arasında, yalan söyleyen ve kendisi için bir delil de, bulunmayan kimse, öldürülürdü. (ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tefsir c.11,s.172, Sâlebî-Arais s.408,409).

[73] Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.408, ibn.Esîr-Kâmil C.1.S.361.

[74] Sâlebî-Arais s.408.

[75] Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327.

[76] Sâlebî-Arais s.408, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.327.

[77] Taberî-Tarih C.2.S.44.

[78] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.408.

[79] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.409.

[80] Taberî-Tarih c.2,s.43.

[81] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[82] Sâlebî-Arais s.409.

[83] Taberî-Tarih c.2,s.44.

[84] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.32.

[85] Taberî-Tarih c.2,s.44.

[86] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Ebülferec-Tabsıra C.1.S.327.

[87] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361.

[88] Taberî-Tarih c.2,s.45, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234

[89] Taberî-Tarih c.2,s.45, İbn.Esîr-Kâmil C.1.S.361-362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye C.1.S.234.

[90] Taberî-Tarih c.2s.43.

[91] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[92] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.361-62, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234.

[93] Enbiyâ: 87.

[94] Taberî-Tarih C.2.S.45, Sâlebî-Arais s.409-410, ibn.Esîr-Kâmil c.1 ,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1, s.234, A.Aliyyülmüttakî-Kenzül´ummal c.12,s.477.

[95] A.Aliyyülmüttaki-Kenzül´ummal c.12,s.477.

[96] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.409-410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s,362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.234.

[97] Hâkim-Müstedrek c.2,s.585, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s. 233.

[98] Sâlebî-Arais s.410, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra C.1.S.328, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[99] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11 ,s.543Taberî-Tefsirc.17,s.79, Hâkim-Müstedrek c.2,s.584, Sâlebî-Arais s.410, Ebül­ferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.328, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.233.

[100] Taberî-Tarih c.2,s.43, Sâlebî-Arais s.409, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[101] Taberî-Tarih c.2,s.45.

[102] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s,542, Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[103] Taberî-Tarih c.2,s.45, Sâlebî-Arais s.410, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362, Ebülfida-Elbidaye vennihaye d,s.235.

[104] Sâlebî-arais s.410.

[105] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[106] Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.362.

[107] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410.

[108] Taberî-Tarih c.2,s.44, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[109] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.44, Sâlebî s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[110] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410.

[111] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.44-45, Sâlebî-Arais s.410, ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[112] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Sâlebî-Arais s.410.

[113] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542, Taberî-Tarih c.2,s.45.

[114] ibn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.542-543, Sâlebî-Arais s.410.

[115] Taberî-Tarih c.2,s.45

[116] Taberî-Tarih c.2,s.45, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363

[117] Sâlebî-Arais s.410.

[118] Taberî-Tarih c.2,s.45.

[119] İbn.Ebî Şeybe-Musannef c.11,s.543, Sâlebî-Arais s.410.

[120] ibn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[121] Sâlebî-Arais s.410, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[122] İbn.Esîr-Kâmil c.1,ss.363.

[123] Taberî-Tarih C.2.S.45, Sâlebî-Arais s.410.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/147-157.

* Bir Hadîs-i şerifde: Yûnus Aleyhisselâmın bu duasile düa eden Müslümanın duasının, muhakkak, kabul oluna­cağı bildirilmiştir. (Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.17O, Tirmizî-Sünen c.5,s.529, Hâkim-Müstedrek c.2,s.583, Münzirî-Etergîb vetterhıb c.2,s.488)

[124] Enbiyâ: 87-88.

[125] Sâffât: 140-148.

[126] Kalem: 48-50.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/158.

[127] Sâlebî-Arais s.411, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.363.

[128] Sâlebî-Arais s.411.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/158-159.

[129] İbn.Mâce-Sünen c.2,s.965, Hâkim-Müstedek c.2,s.584.

[130] Yâkut-Mucemülbüldan c.5,s.398.

[131] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.73.

[132] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/159.


Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b> <center>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.