Kullanıcı girişi

2. Murad Han


warning: Creating default object from empty value in /var/www/vhosts/tarihsayfasi.com/httpdocs/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Padişahlık Sırası 6

Saltanatı 29 Yıl
Cülûsu I. 1421 II.1445
Babası Sultan Celebi Mehmed Hân
Annesi Emine Hatun
Doğumu 404
Vefâtı 3 Subat 1451
Kabri Bursa Muradiye'dedir

Altıncı osmanlı sultanı. Babası Çelebi Sultan Mehmed, annesi dulkâdir âilesinden Emine Hâtun olup, 1404'te Amasya'da doğdu. Çocukluğu Amasya, Bursa ve Edirne'de geçti. Küçüklüğünden itibaren devrin büyük âlimlerinden okuyarak yetişti. 1415'te on iki yaşındayken idâri ve askeri bilgileri öğrenip, tecrübe sâhibi olması için, lalası yörgüç Paşanın yanında Amasya Valiliğine tâyin edildi.

İkinci Kosova Savaşında, zaferden sonra birçok imar çalış­maları yaptıran Sultan Hazretleri, Edirne'de yine bir teftişten dönerken, köprü başında, kendisine gülümseyerek bakan aksakallı bir ihtiyar gördü. Hürmetle Padişahın yaklaşmasını bekleyen zat; Padişah Hazretlerine seslendi: «Ey padişah-ı ci­han; Haiin nicedir? Haydi hazırlan vakit kalmamıştır Hakk'a yürümeye... Artık hatalarına bir hata daha eklememeye ça­lış!.. Kapına gelmek üzeredir ecel... Artık işin tevbeye dön­mektir...» mealindeki sözlerle, ancak sırr-ı mertebe sahibleri-ne has olan bu haber, Sultan Hazretlerini seccadesine otur­tup bilerek, bilmeyerek işlediği hatalarına tevbe ettirdi. İshak Paşa ve Saruca Paşa pâk ihtiyarın sözlerini söylediği zaman yanındaydılar. Sultan Murad ihtiyarın kim olduğunu sorduğu zaman İshak Paşa; ihtiyarın, Hazreti Emir'in tekesinde yetiş­miş saf (nüfusu safiye) erbabından makamında bir zat oldu­ğunu söyledi. (Saf mertebesi tasavvuf mertebelerinin sonun­cusudur. Nefsin terekkî ede ede erişebildiği son merhaledir Her asırda bu mertebede üç zatı akdes bulunur. Bunlar kul-bul îrşad, Gavs ve Kutbul Aktap yâni insanı kâmildir Bazı devirierde ise üç vazifenin bir zatta birleştiğide olur.)

Sultan 2. Murad'ın ilk hanımı Hatice Halime Hatun olup, doğduğu tarih bilinmeyen bu hanım, Candaroğlu 2. İbrahim Bey'in kızıdır ve Kastamonu'dan gelin olduğu Bursa'ya gel­diğinde tarihler 1425 senesini gösteriyordu.

2. hanımı ise Karaca Paşanın kızkardeşi olup adı belirtil­memiş ancak, şehzade Alâddin Ali'nin validesidir.

3. hanım ise, Yeni Hâtûn namı ile anılan Mahrnud Şah Bey kızı olup, Amasyalı'dır.

4. hanım ise Hüma Hatun olup, baba adı Abdullah oldu­ğundan mühtedi olduğu sanılıyor. Vefatı 1449 yılında Bur-sa'da vukubulmuştur. Sultan 2. Mehmed Fâtih'in annesidir.

5. hanım ise, Halime Hatun olup, üvey oğlu Sultan Fâtih tarafından 1452 senesinde sadrıazam Sarı İshak Paşa ile evlendirilmiştir.

6. hanım ise Mara Hatun olup bu hanım müslüman olmadı ve babası İse Sırbistan despotu Brankoviç idi. Sultan Fatih bu üvey anneye, Aynaroz yakınlarında tahsis ettiği Yezevo malikânesinde yaşatmıştır. Mara Hatun annesi tarafından Rum olduğu gibi, Bizans imparatorluk ailesine mensuptur. Böylece 2. Murad'ın hanım sayısının altı olduğunu tesbit et­miş oluyoruz.

Bu sefer Yanko kâfirin teşvikiyle Leh banı, Çek banı Eflak banı, Sekület banı ve daha birçok küffar beylerini bir ittifaka sevketmişti.

Durumu haber alan Sultan Murad-ı Sani, Hüdavendigâr Sultan I. Murad Gazi Hazretlerinin lakabına nail olmak lütfu-na erişmişti. Çünkü hüdavenigârhk hiçbir ırk, hanedan, soy ve sop farkı gözetmeden toplanan İslam ordusunun başku­mandanına verilen bir güzel unvan idi...

Sultan Murad-ı Sâni, Martojos Doğan adlı akıncısını düş­man arasına gönderip istihbaratla vazifelendirdikten sonra, Anadolu'ya saldığı haberciler vasıtasıyla bütün İslam Beyle­rine haberler gönderek, kelime-i tevhid bayrağı altında topla­yıp, İslamın küffara bir daha muzaffer olması için gayret gös­termeleri emrini bildirdi. Elhak, bütün Anadolu askeri, evlad-ı fatihan olan Rumeli askerinin yanında yer aldı.

150 Yıla yaklaşan ömrüyle Osmanlı Devleti, hala kuvvetli bir donanma meydana getirememiş «istikbal denizlerdedir.» Kelam-ı kibarının icabını henüz uygulayamamıştı. Bunun da acılarını Anadolu'dan Rumeli'ye, Rumeli'den Anadolu'ya ge­çerken hissediyorlardı. Hatta bir seferinde Çelebi Mustafa'yı (Düzmece) takib ederken, Venedik gemilerine binmişler ve Venedik Gemisinin sefih kaptanı; Sultan Murad'a «Foça'nın Şap Madeninden alınan vergiyi affediniz» şeklindeki teklifini! donanma yapmamış olmanın üzüntüsünü içinden hissederek nefretle verginin affedildiğini bildiren fermanı imzalamıştı.

Ehli Salip Ordusu, aralarında ittifak ettiği ve Osmanlı hu­duduna tecavüze başladığı zaman, kâfir donanması da Geli­bolu önlerine geliyor, orayı kesip Anadolu'dan yardım alın­masını önlüyordu. Bu duruma iki çare vardır:

Birincisi; Kuvvetli bir donanma vücuda getirmekti, ki bu uzun. bir sulh zamanının işiydi. Buna da fırsat bulamıyordu.

İkincisi ise, Bu küffar ülkelerinin arasını açmaktı. Bu yol ise Mora Yarımadasından başlıyordu. Mora Yarımadasının kara ile bitişik bölümüne yeralan Germehisan, hakikaten çok çetin bir hisardı.

Sultan ikinci Mehmed Hazretleri, dört başı mamur bir zafe­rin banisi olan babasının yeniden tahta geçmesini münasib buluyor, fakat bir vesile ile bunu kendisine açamıyordu. Aynı şekilde Sultan Murad-ı sâni, çok genç olan oğlunun, henüz asker içinde kendisine istinad noktalan bulunamadığını gö­rüyor, bu stajın yettiği kanaatini taşıyordu. Hele mağlub edil­miş küffarın, bu şamarın acısını çabuk unutacağını hisseden Sultan Hazretleri, tahta yeniden geçmeyi düşünmüyor değil­di. Fakat bunu açıklayamiyordu.

İşte manevî sultanların kalperinde teceli eden haberleşme­ler, elhak bu iki zahir ve batın sultanlarının kalplerinde tecelli etmişti...

Vezir ve kumandanlarının agah olmalarına Sultan II. Meh­med sebeb olmuş; «Cihan padişahı dururken, bize Mani­sa'da valilik yakışır» diyerek, teklif-i saltanatı babasına bil­dirmiş, Hazretî Padişah da; «Bir istihareye başvuralım, neyse ona göre hareket ederiz.» dedikten bir gün sonra, kutlu vazi­feyi omuzlarına alarak Osmanlı tahtına yeniden oturmuştu.

Karşılarında genç padişahın kumandasında bir Osmanlı ordusu bekliyen Ehl-i Salip kendileri için acı bir süprizie kar­şılaştılar. Çünkü karşılarında, savaş meydanlarının muzaffer sultanı, kahramanlığın sembollerinden olan bir siyasî deha'yı buldular.

İkinci Sultan Murad Hazretleri, savaşa başlamadan evvel ordusunu tertib etti. Savaş başladığında, ehl-i salip şövalye­lerinin şiddetli bir hücumu, sağ ve sol cenahların dayanama­yıp çökmesine sebeb oldu. Kral Ladislas, kuvvetleriyle Sulta­nın bulunduğu merkeze doğru hücuma kalktı. İşte bu sırada birçok Osmanlı Askeri ric'ata başladılar. Sultan Murad duru­mu görünce, yerinden bir milim bile ayrılmamaya karar verdi. Kapıkulu askerleri ile beraber, dağlar gibi durarak muka­vemete hazırlandı. Bir murakabe yaptıktan sonra, atının üs­tünde ellerini açarak, Dergâh-ı İlâhiyye'ye yalvarmaya baş­ladı. Bu duayı Tâc'üt Tevarih sahibi olan ve I. Halife Yavuz Sultan Selim Hazretlerinin can dostu Hasan Çan'ın oğlu, ehl-i tasavvuftan Hoca Sadeddin Efendi'nin naklinden mealen al­mayı uygun gördük:

H. 847/M. 1444 Başlarında, Osmanlı Tahtına oturan istik­balin Fatih Sultan Mehmed Hazretleri daha 14 yaşındaydı. 14 Yaşındaki padişahı istedikleri gibi idare edebileceğini zan­nedenler, kısa zamanda aldandıklarını anladılar.

Çünkü padişah, belki tecrübesizdi, fakat dirayet ve basire­ti, onların hepsini yanılttı. Tecrübesizliği yüzünden tayinlerde bir-iki hata yapıldıysa da, onları da düzeltmek, gayr-i müm­kün değildi. Kendisine müşavir seçtiği Zağanos Paşa, padi­şahın iradelerinin yerini bulmasını dikkatle takib ediyor, neti­cesini kendisine bildiriyordu.

İşte bu sırada, Sultan Murad-ı Sâni'nin Jan Hünyad'ia yap­tığı 10 yıllık saldırmazlık anlaşması, kâfirin tabiat-ı icabı, genç padişahın zaaf sahibi olduğunu zannederek anlaşmayı bozup, bütün hristiyan dünyasını toplıyarak Osmanlı hudu­duna daldılar. Bunlar ağızlarından şu cümleyi düşürmüyorlardı: «Müslümanları Rumeli'den tamamen tard edip, Anado­lu'ya süreceğiz.»... Tabii ki son konuşanın, iyi konuşacağını unutuyorlardı.

Sultan İkinci Murad, arka arkaya muvaffakiyetsiz seferler yapan kumandanlarının, İslam askerinin perişan olmasına sebeb olacak hatalarla malûl olduğunu görünce, Osmanlının o güne kadar tatbik etmediği bir siyâsi manevrayı yaptı. Bu siyasî manevra şuydu. Arka arkaya alınan mağlubiyetler, bu İşin arkasında bir bozukluk olduğunu gösteriyordu. Bu bo­zukluk tedavi edilmeden, yeni savaşlar galibiyet getirmez, aksine çok şeyler götürdü. Ecdadının şimdiye kadar kat'iy-yen tenezzül edemediği, mağlubken sulh isteme siyasetini seçti. Buna dervişane sabrıyla katlanabildi. Bu sulh isteme zamanını çok iyi ayarladığı galib düşman Jan Hünyad'ın te­reddütsüz kabul etmesinden hemen anlaşılır.

Anadolu üzerinde adalet ve sükunet getiren bedeniyle do­laşan Sultan Murad Hazretleri, Anadolunun emniyyet altına alındığını hissedince, zafer dolu bakışlarını Rumeli taraflarına çevirdi.

İkinci Sultan Murad'ın ilk işi; Selanik olması mukarrerdi. Çünkü Selanik, Yıldırım Bayezid Hazretleri zamanında Os­manlı hudutlarına katılmışken, fetret devrinde yine rumlann eline geçmişti. "Bir müslüman devlet, her ne haİ ile kaybet­tiği topraklan yeniden ele geçirmek niyetini içinde taşımaz­sa, maazalah günaha girer.» diyen birçok âlim, bu ictihadta-dır. Seyr-i sülük erbabı bir zat olan Hazreti padişah, her halde bu hükümden bîhaber değildi. Kayser, Selanik'i Osmanlı'nın birgün almak isteyeceğini bildiğinden söz konusu şehri Vene­diklilere hediye etmişti. Tabii Venedikliler Murad Gazi'nin önünde ancak 15 gün dayanabildiler ve Selanik'i İslam Or­dusuna terk eylediler. Zaman H. 833/M. 1430 tarihini göste­riyordu.

İçerik yayınları